Gelibolu Savaşları
Muharebe Alanındaki Şefkat
|
|
HER yılın 25 Nisanında, yani İngiliz, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı birliklerin 1915'te Gelibolu Yarımadasına ayak bastıkları günün yıldönümünde, Avustralya ve Yeni Zelanda'da Anzac Günü kutlamaları yapılır. Churchill'in de açıklamış olduğu gibi bu seferberliğin amacı, Çanakkale Boğazının Avrupa kısmını ele geçirmek ve Müttefik Donanmasının boğazdan geçerek İstanbul'a ulaşmasını güvenlik altına almak, ve dolayısıyla, Türkiye'yi Büyük Savaşın dışına itmekti.
Ama dönemin "büyük tasarılarının" bir çoğunda olduğu gibi, bu da kötü şekilde düşünülmüş, acemice uygulamaya konulmuş ve sonunda, önce dik arazi, sonrasında ise, Mustafa Kemal komutasındaki Türk askerinin cesaret ve yıkılmazlığı ile çıkmaza girmişti. 9 ocak 1916 günü son Müttefik birlikleri de geri çekildiğinde, tam 213,980 kayıp vermişlerdi.
Ancak, efsane sadece acılardan oluşmuyordu. Aslında ben, 25 yıldan beri Türkiye'den hoşlanmayan bir tek Yeni Zelandalı görmedim. E.C. Buley, 1915 sonlarında Londra'da yayımlanmış, Avustralyalıların Büyük Savaştaki Zaferleri adlı kitabının Türk'e Övgü başlığını taşıyan son bölümünde "Savaşı Avustralyalılar için hoş bir sürpriz haline getiren" Türk asaleti ve mertliğinden bahseder.
|
"Türklerin eline düşen Avustralyalıların anıları bugün artık biliniyor ve bunların hepsi de kendilerine, kayda değer şekilde iyi davranıldığını anlatıyor." Bu bölümün ilerki kısımlarında Buley, Avustralyalılar tarafından sevilen ve Şişko Burns lakabı takılmış olan bir Türk askerinin yaralı iki Avustralyalı askere yardım etmek için açık arazinin ortasına dalması hakkında ilginç bir öykü aktarmaktadır:
"Onun yaralı iki askere doğru gidişini ve başlarını dikleştirerek herbirisine su verişini gördük. Onları rahat ettirmeye çalışışını gözlerimize inanamayarak izledik. Sonra ilgisizce geri döndü ve bizler de ona sevgi tezahüratında
|
|
bulunduk. Hepsi bu kadarla kalmadı. Akşam karanlığı basmadan hemen önce tekrar dışarı çıktı ve her iki askeri küçük bir yüzey örtüsünün yanına kadar çekti, böylece karanlık basınca onları alabilecektik. Ve bu insanlar, bize anlatıldığı kadarıyla zalim insanlardı!"
Bir sonraki paragrafta, Avustralyalı asker, neredeyse kardeşlik sayılabilecek bir ilişkiden bahsediyor: "Biz yanımızda herzaman fazla miktarda sığır eti bulundururduk ve ateş hattından ayrılırken nöbeti devralacak kişilere siperlerimizi düzenli bir şekilde bırakırdık. Bu kez sığır etlerini karşı tarafa, Şişko Burns'e &ndash aşağı yukarı üç-dört kiloluk et konservesi vardı &ndash atmayı aklımıza koyduk. Nitekim öyle yaptık ve karşı taraftan korkunç bir patırtı koptu. Sanırım, yeni bir tür bomba sanmışlardı. Ama aradan bir saat kadar geçtikten sonra, birisi bizim sipere koca bir hurma tomarı fırlattı ve tabii, bizler bunun Şişko'dan geldiğini tahmin ettik. Birileri bunların zehirli olabileceğini söylediyse de, bu riski göze aldık ve hurmaların tadını çıkardık."
Kitap şöyle bitiyor: "Evet, Türkler bize mert ve yürekli bir askere saygı duyulması gerektiğini ve ileriye atılan bu insanların, tombul suratlı Almanların siperlerimize silahlarını doğrultarak ya da kılıç zoruyla sürdüklerinden daha iyi olduklarını öğrettiler. O kurnaz bir dilenci, Bismillah olabilir, ama bunun için onu kötüleyemeyiz. Alman yaratığının bu insanları bu pisliğe sürüklemeleri çok yazık. Aslında parçalamak için can attığımız düşmanlar onlar. Ama zavallı Bismillah siperlerimize doğru sürüldüğünde, onları makineli tüfekle düşürmeyi doğrusu hiç istemiyoruz. Bir arkadaşımızın dediği gibi: 'Bu iş hiç de doğru değil...' "
|
|
YUKARIDA: 25 Nisan 1915'te Müttefiklerin Anzak Koyuna çıkışları. Sağdaki resmin yazısında şunlar okunuyor: Çanakkale dövüşlerinin en önemli fotoğraflarından biri budur. Çünkü sağ taraftaki suyun üzerinde... şarapnelin nasıl bir etkisi olduğu görülebilmekte.
|
ANA SAYFA
|
|
|
|